| |
ZİYARET
YERLERİ 3D SANAL TUR İÇİN, RESİMLERE TIKLAYINIZ.
MESCİD-İ NEBEVİ
İnşası
Hz.
Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra önemli ilk
icraatlardan biri Medine’de bir mescid inşası olmuştur. Hz. Peygamber
tarafından bizzat yaptırılan binalardan biri olma özelliğini taşıyan
Mescid-i Nebevî, aynı zamanda Rasûl-i Ekrem’in Medine’deki bütün
faaliyetlerinin merkezinde yer almış ve İslam mimari tarihinde
sonradan inşa edilen bütün mescid ve camilere örnek teşkil etmiştir.
İlk mescid basit ve sade olmasına rağmen son derece fonksiyonel olarak
yapılmıştır. İslam bilginlerinin umumi görüşüne göre Mescid-i Nebevî
en mübarek üç mescidden biridir.

Hicret
sırasında Hz. Peygamber’in üzerinde bulunduğu devenin çöktüğü alan,
sahiplerinden alınarak öncelikle zemin düzenlemesi yapılmıştır. Daha
sonra Rebiülevvel ayında (Eylül 622) 3 arşın derinliğindeki temel
üzerine Rasûlullah’ın temele ilk taşı koymasıyla mescidin inşasına
başlanmış, Şevval ayında ise (Nisan 623) tamamlanmıştır. Yani mescidin
inşası sekiz ay kadar sürmüştür. İlk bina, taş temel üzerine tek
sıra kerpiçten, bir adam boyu kadar yükseklikteki çevre duvarı ile
kuşatılarak üstü açık biçimde 60x70 zirâ’alık (1022 m²) bir alana üç
kapılı olarak inşa edilmiş ve kıblesi Hz. Peygamber tarafından Kudüs’e
doğru yapılmıştır. Doğu duvarının güney kısmına mübarek zevceleri Hz.
Aişe ve Sevde için kapıları mescide açılan 2 tane de oda yapılmış, daha
sonra bu oda sayısı 9’a çıkmıştır.
Tamirat/Restorasyon/Genişletme Çalışmaları
Geçirdiği
ufak tefek restorasyon ve tamiratların haricinde Mescid-i Nebevî’nin
kıble duvarının sınırı daima Hz. Peygamber devrindeki ilk inşaat
sınırlarına bağlı kalınarak her hangi bir değişikliğe uğramamıştır.
Yapılan büyük onarım ve genişletme çalışmaları kronolojik olarak şu
şekilde sıralanabilir:
-
İlk genişletme
çalışması henüz hicri 7. yılda (628) Hayber Savaşından dönüşte
gerçekleştirilmiştir. Kıble tarafı hariç diğer üç yönden mescid
genişletilerek 100x100 7 zirâ’a ebadında kare planlı hale
getirilmiş, duvarlar 1,5 zirâ’a (74 cm) kalınlığa, 7 zirâ’a (345 cm)
yüksekliğe ulaşmıştır. Başlangıçta üstünde örtü bulunmayan mescidin
kıble duvarına paralel üç sıra halinde dokuzar adet ve dokuz zirâ’a
(444 cm) aralıklı direk dikilerek üstü hurma dalları ve
yapraklarıyla kapatılarak yağmurdan ve sıcaktan muhafazalı hale
getirilmiştir.
-
Hicri 17 (638)’de
Hz. Ömer devrinde mescidin yetersiz kalmasına bağlı olarak
çevredeki evler istimlak edilerek kapı sayısı 6’ya, çevre duvarı
yüksekliği 11 zirâ’a (543 cm), mescidin ebadı kuzeyden güneye 140
zirâ’a doğudan batıya 120 zirâ’a ve 4088 m² alana ulaşmıştır. Zemini
Akik vadisinden getirilen taşlarla kaplanırken, ilk safların
bulunduğu bölüme keçe döşenmiştir.
-
Mescid-i Nebevî Hz.
Osman devrinde ve bizzat Hz. Osman’ın kendi parasıyla
gerçekleştirdiği tekrar bir genişletme ve restorasyona sahne
olmuştur. 29 senesi Rebiülevvel ayında (Kasım 649) başlanan yeniden
yapılanma, 30 senesi Muharrem ayında (Eylül 650) bitmiştir. Buna
göre mescidin genişliği yaklaşık 5061 m²’ye ulaşmıştır. Bu yeniden
yapılanmada yontma taş ve kireç kullanılmıştır. Ayrıca ilk kez
tezyinatlı taşlardan meydana gelen sütunların sayısı da on ikiye
çıkarılmıştır.
-
Hulefa-i Raşidin
devrinden sonra Mescid-i Nebevî’de Emevi halifesi Velid b.
Abdülmelik devrine kadar herhangi değişiklik yapılmamıştır.
87-88 (707-708) yılları arasında Medine valisi olan Ömer b.
Abdülaziz döneminde Hz. Peygamber’in hanımlarına ait olan hücreler
de mescide dahil edilmiş, hatta bu durum devrin Müslümanları
arasında büyük üzüntülere sebep olmuştur. Bu yenilenme sürecinde
halife Velid tarafından Bizans İmparatoru ile irtibat kurulmuş ve
mescide özel ustalar istenmiş, karşılığında halifeye 100.000 miskal
altın, 40 büyük mozaik, 100 usta yollanmıştır. Üç tarafından
genişletilen mescid, yaklaşık 7500 m²’lik bir alana ulaşmıştır.
Bütün duvarlarda kesme taş kullanılmış, Hücre-i Saadet
Mescid-i Nebevî’nin içine alınmıştır. Bu genişletmede mescide
bazı ilkler de yapılmıştır. Bunlar; minare, niş tarzı mihrap ve
kıble duvarına Şems sûresi veya Şems sûresinden itibaren Kur’ân’ın
sonuna kadar olan bölümün celî hatla yazılmasıdır. Ayrıca yapılan bu
işlemler 91 (710) senesinde bir kitabe ile kayıt altına da
alınmıştır.
-
Abbasî
halifelerinden Mehdî-Billah 160 (777) tarihinde Medine’yi
ziyaretinde Mescid’in yetersiz kaldığını görüp yeni bir genişletme
yapmak istemiş, çalışmalar 162-65 (778-82) yılları arasında
sürmüştür. Bu genişletme çalışmalarında alan 9309 m²’ye ulaşmış
sütunların sayısı ise 290 olmuştur. Kıble duvarının tezyinatına özel
bir özen gösterilmiş ve alt tarafı mermerle kaplanmıştır. Üst tarafı
ise mozaik görünümündeki altın parçalarıyla süslenerek dekoratif
hale getirilmiştir. Ayrıca çeşitli Abbasî halifeleri tarafından
mescidde bazı tamirat ve genişletme çalışmaları da yapılmıştır.
-
460-654 (1068-1256)
tarihleri arasında bazı deprem ve yangınlar sebebiyle tahrip olan Mescid-i Nebevî’de Halife Mutasım-Billah tarafından başlatılan büyük
tamirat hareketi, bazı tarihi hadiselerin vuku bulması üzerine
Memlukler devrine kadar yarım kalmıştır. Sultan Melik Mansur
Nureddin Ali tarafından tekrar başlatılan tamirat hareketi 668
(1269-70) tarihinde I. Baybars tarafından bitirilmiştir.
-
İlk kubbe
ahşap olarak Sultan Kalavun tarafından inşa ettirilmiştir. Sultan
Kayıtbay ise 881 (1476) yılında bu kubbeyi yenileyip mescidde de
bazı yeni düzenlemeler yaptırmıştır. 13 Ramazan 886 (5 Kasım
1481)’de minarelere düşen yıldırım neticesinde mescid büyük zarar
görmüş ve yenileştirme ve tamir çalışmaları 888 (1483) senesine
kadar devam etmiştir. Bu tamiratta mescidin alanı da 9429 m²’ye
ulaşmıştır.

-
Hilafetin
Osmanlılar’a geçmesiyle birlikte Mescid-i Nebevî’de ilk
onarım faaliyetleri Kanunî devrinde olmuştur. Dokuz yıl
süren tamirattan sonra diğer Osmanlı sultanları tarafından da
çeşitli tarihlerde Mescid-i Nebevî de irili ufaklı tamirat
yapılmıştır. Sultan II. Mahmud devrinde ise Hücre-i Saadetin
üstünde bulunan kubbe taştan imar edilip kurşunlanmış ve yeşile
boyanmıştır. Bundan sonra bu kubbe bir simge olarak günümüze
değin Yeşil Kubbe/Kubbetü’l-Hadra diye anılmaktadır.
-
Mescid-i Nebevî’de
en kapsamlı tamirat sultan Abdülmecid devrinde
gerçekleştirilmiştir. Hicrî 1266 senesi başında (1849 sonları)
Sultan Abdülmecid dört asırdan beri esaslı bir tamirat görmeyen
Mescid-i Nebevî için hususi bir mühendisle beraber büyük bir ekibi
görevlendirerek Medine’ye göndermiştir. Restorasyon 1277 (1861)
yılında tamamlanmıştır. Bu restorasyon sonunda mescidin alanı 10.939
m²’ye ulaşıp, mescidin ön kısmında ve avlu çevresindeki revaklarda
sütun sayısı toplam 327 olmuştur. Kıble tarafındaki revaklar 12 adet
olmuştur. Beş kapısı olan Mescid-i Nebevî’nin zemini mermerle
kaplanmıştır. Sütun başlıkları altınla süslenmiş, kıble duvarı
Osmanlı çinileriyle kaplanmıştır. Hattat Abdullah Zühdü tarafından
üç yıl süren çalışma sonucunda mescidin bütün kubbesi, kıble duvarı,
kapılarının üstü, mihrap gibi görünen
alanları güzel celî sülüs ile âyet, hadis ve Rasûlullah’ın güzel
isimlerinden müteşekkil hatlarla donatılmıştır. Bu büyük
restorasyonda İstanbul ve Mısır’dan gönderilen malzemenin dışında
700.000 mecidiye harcanmıştır.
-
Suûdiler devrinde
ise 1949-55 yılları arasında yeni bir genişletme sonucu mescidin
alanı 16.326 m² olmuştur. Bu genişletmenin Osmanlı devrinde
gerçekleştirilen imarla uyumlu olmasına özen gösterilmiştir. Ayrıca
mescidin içinde birbirine kemerle bağlanan 232 direğin üstü yüksek
kare planlı ahşap tavanla kapatılmıştır.
-
Mescid-i Nebevî’nin
tarihinde en geniş çapta yapılan imar ve genişletme
çalışmaları 1984-94 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Bu
çalışmada mescidin alanı 98.326 m²’ye ulaşmış, ayrıca mescidin
damına da 67.000 m²’lik namaz kılma alanı yapılmıştır. Mescidi
kuşatan mermer avlu genişliği 235.000 m² olup, 650.000 kişinin aynı
anda ibadet etmesini sağlamaktadır. Minarelerin sayısı ona
çıkarılmış, bodrum katı da garaj olarak tasarlanmıştır.
(Mescid-i Nebevî çevresinde yapılması planlanan
proje)
Mescidin Bölümleri
Hücre-i Saadet: Hz. Peygamber’in Hz. Aişe’nin odasına
defnedilmesinden sonra bu mekan Hücre-i Saadet adıyla anılmaya
başlanmıştır. Mescid-i Nebevî’de yapılan bütün yenileme ve imar
faaliyetleri hep
Hücre-i Saadetten başlanarak yapılmıştır. Mescidin inşasıyla beraber
taş temel üzerine kerpiçten yapılan Hücre-i Saadetin dışındaki diğer
odalar, Emevî halifesi Velid devrindeki genişletme çalışmalarında
mescide katılmıştır. Halife Ömer b. Abdülaziz halifeliği sırasında
Bizanslı ve Kıptî mimarlardan yararlanılarak hücre daha mamur hale
getirilmiştir. Kuzey kısmında Hz. Fatıma’nın hücresi de bu bölüme
dahil edilmiş ve hücrenin üzeri küçük bir kubbe ile örtülmüştür.
Zengîler devrinde Vezir Cemaleddin Muhammed b. Ali el-İsfahanî
tarafından kabir tamamen mermerle kaplanmıştır. Sultan Kalavun daha
önceleri bir kisve ile kapatılan Hücre-i Saadetin kubbesini kurşunla
kaplatmıştır. Hücre-i Saadet, geçirdiği bir yangın dolayısıyla 881
(1476)’da yıkılıp tekrar taştan inşa edilmiştir. Osmanlılar devrinde
Sultan I. Ahmed altın kaplamalı gümüş şebekeler yaptırıp Hücre-i
Saadete göndermiş, II. Mahmud da bugünkü kubbesini yaptırıp yeşile
boyatmıştır. Ayrıca Sultan II. Mahmud, hücrenin dış duvarını
çinilerle kaplatmıştır. Sultan Abdülmecid ise bu çinileri daha
değerli olanlarla yeniletmiştir. Bu kutsal mekan Hz. Peygamber’in
minberinin bulunduğu yer ile birleştirilip bütünleştirilerek
mescidin en önemli bölümü haline getirilmiştir.
Minber: Hz. Peygamber, mescidinde cemaate hitap ederken
dayanması için hurma ağacından olan büyük bir kütüğü kullanmaktaydı.
Daha sonra cemaatin Rasûlullah’ın yüzünü göremeyip sesini de
işitememesi üzerine hicri 7. (628) veya 8. (629) yıllarda ılgın
ağacından 50x125 cm ebadında ve bir metre yükseklikte, arkasında 3
sütunu bulunan 3 basamaklı ilk minber yapılmıştır. İlk halifeler
Rasûlullah’a hürmetten dolayı üçüncü basamağı kullanmamışlar ve bu
basamağı bir tahta parçasıyla kapatmışlardır. Hz. Osman devrinde
minber üzerine bir kubbe yapılarak kumaşla örtülmüş, ayrıca
merdivenler abanoz ağacıyla kaplanmıştır. Muaviye b. Ebû Süfyan
zamanında ise minber altı basamak daha yükseltilmiştir. Bu ilk
minber 654 (1256) senesine kadar kullanılmıştır. Aynı yıl meydana
gelen yangında minber yanınca Yemen hükümdarı el-Melikü’l-Muzaffer
Şemseddin tarafından gönderilen minber 656 (1258) yılında yerine
yerleştirilmiştir. Bu tarihten sonra 666 (1268)’da Sultan I. Baybars,
797 (1395)’de Memluk sultanı Berkuk, 820 (1417)’de bir başka Memluk
sultanı Şeyh el-Mahmudî tarafından minber yenilenmiş veya yenisi
gönderilmiştir. 886 (1481) senesinde minber tekrar yanınca
Medineliler tarafından tuğla alçıdan yapılan minber, 888 (1483)
senesinde Sultan Kayıtbay tarafından gönderilen mermer minberle
değiştirilmiştir. 998 (1590) tarihinde Osmanlı sultanı III. Murad’ın
İstanbul’da imal ettirip süslettirdiği mermer minber, Medine’ye
gönderildiğinde Kayıtbay’ın minberi Kuba mescidine taşınmıştır.
Halen Sultan III. Murad’ın minberi Mescid-i Nebevî’de
kullanılmaktadır.
Mihrap: Mescid-i Nebevî inşa edildiğinde herhangi bir mihraba
sahip değildi. Zaten Rasûl-i Ekrem’in namaz kıldırdığı yer belliydi.
Ancak Ömer b. Abdülaziz devrinde mescidi yeniden inşa ettirirken
mescidin ön duvarına hafifçe oyulmuş bir niş tarzında bir mihrap
ilave etmiştir. O devirden beri Mescid-i Nebevî’de bir mihrap
kullanılmaktadır. Zaman içinde mescidin diğer bölümlerinde olduğu
gibi mihrabında da zaman zaman yenilenmeler ve ilaveler söz
konusudur. Fakat 888 (1483) senesinde Memluk sultanı Kayıtbay,
siyah-beyaz ve renkli mermerden yeniletip madalyon ve şerit halinde
celî sülüs yazılar ve geometrik motiflerle süslettiği mihrap asırlar
boyunca kullanılmıştır. 1984 senesinde ise bugünkü halini almıştır.

Ana
mihrabın yanı sıra Mescid-i Nebevî’de bu mihrabın dışında
nişane/işaret maksadıyla yapılmış başka mihraplarda bulunmaktadır.
Söz gelimi, Rasûlullah’ın geceleri daima teheccüt kıldığı yere
yapılan, Mihrabü’t-teheccüd; Hz. Osman’ın namaz kıldığı yere
yapılan, Hz. Osman Mihrab’ı; Hücre-i Saadetin arkasında maksure
içinde Hz. Peygamber'inkine benzeyen tezyinatlı Hz. Fatıma Mihrab’ı
bulunmaktadır. Bunlardan başka mezhepler için yapılmış ayrı ayrı
mihraplar da Mescid-i Nebevî’de mevcuttur.
Minareler: Mescid-i Nebevî ilk inşa edildiğinde Bilal-i Habeşî,
kıble tarafında iple tırmanarak çıktığı üstüvâne denilen bir
yerde ezan okumaktaydı. Şekil itibariyle silindir biçiminde olan bu
mevki daha sonraları inşa edilen minarelere esin kaynağı olmuştur,
diye düşünülebilir.
Medine’deki ilk önemli imar faaliyetlerinde bulunan Halife Ömer b.
Abdulaziz, mescidi genişletirken dört bir köşesine 8x8 zirâ’a
ebadında bir kaide üzerine oturan yaklaşık 26 m. yüksekliğinde dört
adet minare inşa ettirmiştir. 97 (716) senesinde Süleyman b.
Abdülmelik güney-batı köşesinde olan minareyi, mesken mahremiyetine
zarar verdiği için şerefesine kadar yıktırmıştır. Asırlar boyunca 3
minareli olan mescit 706 (1306-7) yılında Muhammed b. Kalavun
tarafından Babüsselam minaresi yaptırılmıştır. Bu minare IV. Mehmed
zamanında yenilenmiştir.
13
Ramazan 886 (5 Kasım 1481) tarihindeki yıldırım düşmesi sonucu yanan
ve yıkılan mescid tamir edilirken bütün minareler tekrar inşa
edilmiştir. Memluk sanatının en ince ve güzel işçiliklerinin yer
aldığı minarelerden biri güney-doğu köşesinde bugün hala daha
mevcuttur. Baş müezzin bu minarede ezan okuduğu için ona Reîsiyye
adı verilmiştir. Osmanlı devrinde Kanunî ve Sultan Abdülmecid
taraflarından inşa ettirilen diğer minareler tamamen Osmanlı mimari
üslûbunda olup, Suudiler devrinin ilk genişletme çalışmalarına kadar
yerlerini muhafaza etmişlerdir. İlk Suudi yenilenmesinde sayısı altı
olan minareler 1994 yılı genişletme çalışmalarında on adet olmuştur.
Bu yeni minarelerin yükseklikleri 104 m. olup dörder şerefelidir.
Minarelerin alt kısmı kare, ortası sekizgen, üst kısmı ise
silindirik gövdelidir.
Mescid-i Nebevî ile ilgili notlar
-
Mescid ilk
zamanlarda hurma dalları yakılarak aydınlatılıyordu.
Ashabdan Temim ed-Dârî, Suriye’den Medine’ye kandil ve yağını
getirmiş ve mescid bununla aydınlatılmaya başlanmıştır. Bu
hareketinden dolayı Temim Rasûlullah’ın hayır duasına nail
olmuştur. Hz. Ömer zamanında Mescid-i Nebevî’ye büyük kandiller
asılmış ve buhurdanlıklar konmuştur. 1908 yılında ise Mescid-i
Nebî’de ilk defa elektrik kullanılmıştır.
-
Mescid’e ilk
kitabe Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik tarafından konmuştur.
Bu durum daha sonra yapılan her imar faaliyetinin kayıt altına
alınmasına bir başlangıç teşkil etmiştir.
-
Mescid’in
teşrifiyle ilgili ilk bilgiler Memluk devrine aittir. İlk
devirde yaygın olan Hint seccadelerine daha sonra Uşak, Gördes
ve Hereke gibi Anadolu seccadeleri eklenmiştir. Osmanlı
seccadeleri Melik Abdülaziz devrinde tek tip halıya geçilinceye
kadar kullanılmıştır.
-
Mescid’in bakım,
onarım ile burada sürdürülen ilim ve eğitim faaliyetlerinin
maddi giderlerinin karşılanmasını sağlamak için Emevîler
zamanından itibaren vakıflar kurulmaya başlanmış ve bu vakıflar
zamanla artmıştır.
-
Mescide görevli
müezzin ve diğer hizmetlilere Hz. Osman zamanından itibaren maaş
ödenmeye başlanmıştır.
Kaynaklar: Dr. Hilal
Kazan
1 - Nebi Bozkurt - Mustafa Sabri Küçükaşçı, “Mescid-i Nebevî”
2 - İbrahim Ateş, “Mescid-i Nebevî'nin Yapıldığı Günden Bu Yana
Geçirdiği Genişletme Girişimleri”, Vakıflar Dergisi, Ankara 1994
3 - Oleg Grabar, “İslam Sanatının Oluşumu”, İstanbul 1988.
4 - Ahmet Önkal, “Hücre-i Saadet”, İstanbul 1998
Hazret-i Peygamber'in Kabri
Hazret-i Peygamber
(s.a.s), Hazret-i Ayşe'ye (r.anha) ait odalarında vefat etmiş ve aynı
yere defnedilmişti. Daha sonra Hazret-i Ebû Bekir (r.a) ve Hazret-i Ömer
(r.a) da buraya defnedildiler. Hazret-i Hasan (r.a) Medine'de vefat
ettiği zaman vasiyeti üzere kardeşi Hazret-i Hüseyin (r.a) tarafından
ilk önce Hücre-i Saadet'e götürüldü. Hazret-i Hasan'ın buraya
defnedileceğini sanan bazı kimseler itiraz ettiler. Büyüyen tartışmalar,
araya girenler tarafından yatıştırıldı ve cenaze Baki Kabristanı'na
götürüldü. Bir daha böyle hadiseler yaşanmaması için de Hücre-i
Saadet'in kapısı örülerek tamamen kapatıldı. Ömer bin Abdülaziz
tarafından bu odanın etrafına Kâbe'ye benzememesi için beşgen şeklinde
bir oda daha yapıldı ve ona da kapı yeri bırakılmadı. Daha sonra perde
ile örtülen bu odanın dışı parmaklık ile çevrildi. Ziyaretçiler Kabr-i
Saadet'i parmaklık dışından ziyaret etmekte, parmaklık içine ise
yalnızca hademeleri girebilmektedir. Kabr-i Saadet'in bulunduğu asıl
Hücre-i Saadet'e girmek ise mümkün değildir. Fakat Hazret-i Hasan'ın
vefatından beri birkaç kez tamir için Hücre-i Saadet'e girmek
mecburiyetinde kalınmış, tamirattan sonra duvarlar tekrar örülmüştür.
Hatıratlarda Hücre-i Saadet içindeki kabirlerin kırmızı renkli kum ile
kaplandığı belirtilmektedir.
Kaynak:
Hilmi Aydın, “Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler”, Kayan
Kitaplığı
Ravza-i
Mutahhara'da Namaz Kılmanın Fazileti
Medine'de
bulunan Mescid-i Nebi'nin fazileti hakkında Allah elçisi şöyle buyurur:
“Fazla sevap umarak, içinde namaz ve ibadet için şu üç mescid dışında
hiç bir mescid için yolculuk yapmak uygun olmaz: Mescid-i Haram, Mescid-i
Nebî ve Mescid-i Aksâ” (Tecrid, IV,199); “Benim şu mescidimde kılınan
bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescidlerde kılınan bin
namazdan (sevap yönüyle) daha hayırlıdır” (Tecrid, IV, 249). Zikredilen
faziletleri bünyesinde bulunduran mescidde, Hz. Muhammed (s.a.s)'in
medfûn bulunduğu “Hücre-i Saadet”, Kâbe dahil yeryüzünün her
noktasından, göklerden ve arştan daha üstün ve şerefli kabul edilmiştir
(Tecrid, IV 258). Kabr-i saadetlerini ziyaretin faziletiyle ilgili
olarak şu iki hadis zikredilir: “Kabrimi ziyaret edene şefaatim sabit
bir hak olur”; “Kim ki, beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatımda
ziyaret etmiş gibidir” (Acluni, Keşful-Hafâ, Beyrut 1351, II, 250). Bu
hadisler göz önüne alınınca, Medine'de Hz. Peygamber (s.a.s)'in kabrini
ziyaret etmenin ve bu Mescid'de namaz kılmanın sevabı kendiliğinden
ortaya çıkar. Bundan dolayı müslümanlar, gerek hac ve gerekse umre için
yaptıkları seyahatlarda bu mübarek yerin ziyaretine çok önem verir. Bu
mescid ve kabri ziyaret, İslam âlimlerince mendûb bir amel olarak kabul
edilmiştir. Öte yandan Hanefi bilginleri, mâlî durumları elverişli olan
kimseler için bu ziyareti vâcib derecesinde saymışlar; bir zaruret
olmaksızın terkedilmesini büyük bir gaflet ve katı yüreklilik olarak
kabul etmişlerdir.
Mescid-i
Nebî ve kabr-i saadetin hac ibadetinden önce veya sonra ziyaret edilmesi
caizdir. Ancak Medine-i Münevvere, hacının yolu üzerinde bulunmadığı
takdirde yapılan hac farz ise, merkad-i saadetin hacdan sonra ziyaret
edilmesi daha uygun görülmüştür. Böylece günahlardan arınılmış halde Hz.
Peygamber (s.a.s)'in huzuruna çıkılmış olur. Fakat Medine, Mekke'ye
giderken hacının yol uğrağı ise, önce Resulullah'ın kabr-i şerifini
ziyaret etmek gerekir. Bu durumda kabr-i saadetin ziyaretini hacdan
sonraya bırakmak, kişinin katı yürekli olduğuna işarettir. Eğer yapılan
hac nafile ise, kabr-i saadetin hacdan önce veya sonra ziyareti arasında
fark yoktur. Her hacı kendi durumuna göre hareket etme serbestisine
sahiptir.
Hac veya
umre yapmak amacıyla Medine'ye gelen kişi, temiz elbiseler giyer, güzel
kokular sürünür, salavât-ı şerife getirerek Mescid-i Nebi'ye “Bâbü's-Selâm”
veya “Bâb-ı Cibril” denilen kapıların birinden girer. İki rekât “Tahıyyetül-Mescid”
kılar. Eğer namazı imkan bulursa Resulullah (s.a.s)'ın mihrabı yanında,
mümkün olmazsa minber veya mihraba yakın bir yerde, bu da mümkün değilse
“Ravza-i Mutahhara” denilen kabr-ı saadet ile minber arasında
kalan kısımda kılar. Burada yer bulunamadığı takdirde Hz. Peygamber
(s.a.s) zamanında yapılan Mescidin herhangi bir yerinde kılmak efdaldir.
Bu da mümkün olamıyorsa, Mescidin sonradan genişletilen kısımlarında
uygun bir yerde kılınabilir.
Tahiyettül-mescidden
sonra, bu saadete erişmesi sebebiyle iki rekât da “şükür namazı”
kılar ve istediği duaları yapar. Sonra da tevâzu ve âdâbına uygun olarak
Hz. Muhammed (s.a.s)'in kabr-i saadetine yaklaşıp başı hizasında
durarak, Resulullah'ın kendisini gördüğünü ve sözlerini duyduğunu
düşünerek selâm verip dua okur.
Kaynak:
Mefail HIZLI
|